Siz İnternet Kafe Değilsiniz, Bir Oyun Merkezisiniz

20 yılı aşkın deneyimden bir işletmeci gözüyle: kendinizi internet kafe değil, e-spor ve oyun merkezi olarak konumlandırın. Çok makine çok müşteri demek değildir.

Yazan: Atilla Yurtseven · · Güncellendi · 4 dk okuma

Orijinal metin: You Are Not an Internet Cafe, You Are a Gaming Center

Öne çıkan noktalar

Kimse artık internette gezmek için kafeye gitmiyor. Kendinizi e-spor ve oyun merkezi olarak konumlandırın, gençlere baskısız bir ortam sunun, makinelerinizi güçlü tutun. Hedefiniz müşteri sayısı olsun, bilgisayar sayısı değil.

  • Kendinizi internet kafe değil, e-spor ve oyun merkezi olarak konumlandırın.
  • Gençler kafenizde ev baskısı olmadan huzur bulmalı, stres değil.
  • Güçlü bilgisayar bir tercih değil, işin zorunluluğudur; yenilikleri takip edin.
  • Çok bilgisayar çok müşteri demek değildir; hedefiniz müşteri sayısı olmalı.
  • Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın ama rekabete her zaman hazır olun.
HandyCafe
Görüş Siz İnternet Kafe Değilsiniz, Bir Oyun Merkezisiniz
Bu sayfada

Kafenizin tabelasında hâlâ "internet kafe" mi yazıyor? Bir dakika durup o iki kelimenin üzerinde düşünelim, çünkü işinizin geleceği biraz da o tabelanın arkasındaki bakış açısında saklı.

Yıllardır bu işin içindeyim. 20 yılı aşkın süredir hem kafe işletenlerle hem de o kafelere gelen gençlerle aynı masada oturdum. Bugün en net söyleyebileceğim şey şu: Siz artık bir internet kafe değilsiniz. Bir e-spor ve oyun merkezisiniz. Kendinizi böyle konumlandırmadığınız sürece rakiplerinizin gerisinde kalırsınız.

Neden mi? Çünkü kimse "hadi internette biraz surf yapayım diye kafeye gideyim" demiyor artık. O günler geçti. İnternet zaten herkesin cebinde. Sizin kapınızdan içeri giren genç, evde bulamadığı bir şeyin peşinde. Güçlü bir makine, hızlı bir bağlantı, arkadaşlarıyla aynı ortamda oynamanın keyfi. Orası bir sosyal ortam. Bunu anladığınız gün işletmenize bakışınız değişir.

Tabelada ne yazdığı önemsiz demiyorum. Tam tersine, çok önemli. Çünkü siz kendinizi nasıl görüyorsanız, müşteriniz de sizi öyle görüyor. İnternet kafe diyorsanız, insanın aklına ucuz saat, sönük aydınlatma, eski makineler geliyor. Oyun merkezi diyorsanız, aklına turnuva, arkadaş, güzel bir akşam geliyor. İkisi arasındaki fark, aslında sizin kafanızdaki tanımla başlıyor.

Gençler orada huzur bulmalı

Bir şeyi hiç unutmayın. O çocuklar evde çoğu zaman başlarında bekleyen bir ebeveyn baskısıyla oynuyor. "Yeter artık kalk", "kaç saat oldu", "otur dersine çalış". Sizin kafeniz onlar için bir nefes alanı. Baskı yok, sürekli tepelerinde biri yok, kendi arkadaş ortamları var.

Sizin işiniz o huzuru korumak. Genç kafeye girdiğinde stres yaşamamalı, kavga gürültü olmamalı, sorun çıkmamalı. Temiz bir ortam, düzgün bir kulaklık, rahat bir koltuk, sorunsuz çalışan makineler. Bunlar lüks değil, işinizin temeli. Bir genç kafenizde iyi vakit geçirdiyse geri gelir, arkadaşını da getirir. Kötü bir deneyim yaşadıysa bir daha uğramaz, üstüne çevresine de anlatır. Bu iş kulaktan kulağa büyür, unutmayın.

Atmosfer dediğim şey pahalı dekor değil. Işığın rengi, sesin düzeni, masaların arası, tuvaletin temizliği. Bunların hepsi çocuğun "burası benim yerim" demesini sağlıyor. Bir de personel var. Güler yüzlü, çocukları tanıyan, ismiyle seslenen bir çalışan, en pahalı ekran karttan daha değerlidir. İnsanlar makineye değil, kendini iyi hissettiği yere döner.

Güçlü makine tercih değil, zorunluluk

Açık konuşayım. Bilgisayarlarınız güçlü olmak zorunda. Bu bir tercih meselesi değil. Yeni çıkan oyunları takip etmek, donanımı zamanı geldiğinde yenilemek, güncel kalmak işinizin doğasında var. Sektör hızlı ilerliyor ve geride kalan kafeler bunu doğrudan cirosunda hisseder.

"Kafemde neden çok müşteri yok" diye kendinize sormadan önce şunu sorun: Makinelerim gerçekten rahat oyun oynanacak durumda mı? Yeni bir oyun çıktığında müşterim benim kafemde keyifle oynayabiliyor mu, yoksa takılan bir ekrana mı bakıyor? Donanımınız yetersizse cevabı başka yerde aramayın. Genç, iyi oynadığı yere gider. Bu kadar yalın bir gerçek.

Yenilikleri takip etmek yalnızca ekran kartı almak değil. Yeni çıkan bir oyun, yeni bir çevre birimi, gençlerin konuştuğu yeni bir mod. Bunları sizin de bilmeniz gerekiyor. Müşteriniz size bir oyun sorduğunda boş boş bakıyorsanız, o çocuk sizi kendi dünyasından biri olarak görmez. Bu işi sevmek, biraz da oyunları sevmekten geçer.

Çok bilgisayar, çok müşteri demek değil

Şimdi en çok yanlış anlaşılan konuya geleyim. Birçok işletmeci hedefini bilgisayar sayısını artırmak olarak koyuyor. Bence bu baştan yanlış. Sizin hedefiniz müşteri sayınızı artırmak olmalı, makine sayınızı değil.

Şöyle düşünün. 10 bilgisayarlı bir kafenin getirisi 10 birimse, 100 bilgisayarlı bir kafenin getirisi 100 birim olmuyor. Oluyor sanıyorsanız yanılıyorsunuz. İnanın çok az işletmede durum böyledir. Çünkü mesele koltuk sayısı değil, o koltukları dolduran insan. Boş duran doksan makinenin size faturası var ama getirisi yok. Elektriği var, kirası var, amortismanı var ama karşılığında oynayan kimse yok.

Ben hep şunu söylerim: Az makineyle dolu bir kafe, çok makineyle yarı boş bir kafeden daha sağlıklıdır. Önce elinizdeki kapasiteyi doldurun. Müşteri talebi mevcut makinelerinizi zorlamaya başladığında, işte o zaman büyümeyi konuşun. Tersi değil. Önce dolan koltuk, sonra yeni koltuk.

Yeni bir salon açmadan önce kendinize şunu sorun: Şu an elimdeki makineler günün kaç saati dolu? Sabahları bomboş, sadece akşam birkaç saat doluyorsa sorununuz kapasite değil, talep. Talebi büyütmeden makine büyütmek, deliği daha derin kazmaktan başka bir işe yaramaz.

Kendinizi kıyaslamayın ama rekabete hazır olun

Bir de şu var. Kendi içinde viral olan kafeler görüyorum. Bir mahallenin buluşma noktası oluyor, düzenlediği turnuvalarla adını duyuruyor, kendi topluluğunu kuruyor. Güzel örnekler bunlar. Ama sakın kendinizi birebir onlarla kıyaslamayın. Her kafenin konumu, müşteri profili, imkânı farklı. Başkasının hikâyesini kendinize dert etmeyin.

Kıyaslamayın demek, keyfine bak demek değil tabii. Rekabete her zaman hazır olun. Yan sokakta yeni bir yer açıldığında hazırlıksız yakalanmayın. Rakibi izleyin ama taklit etmeyin. Onun müşterisinde tutan şey sizin müşterinizde tutmayabilir. Kendi müşterinizi tanıyın, onlara neyin iyi geldiğini bilin, ayrıntıları sürekli iyileştirin. Rekabet sizi köşeye sıkıştıran bir düşman değil, sizi diri tutan bir şeydir.

Son söz

Bu işi rakamlarla, tablolarla anlatmak kolay. Ama benim size aktarmak istediğim daha çok bir bakış açısı. Kendinizi internet kafe olarak görürseniz, internetin bedava olduğu bir dünyada satacak bir şeyiniz kalmaz. Kendinizi bir oyun ve e-spor merkezi olarak görürseniz, sattığınız şey deneyim olur. Deneyimin de her zaman alıcısı vardır.

Yıllar içinde çok kafe açılıp kapandı gördüm. Ayakta kalanlar, en çok makineye sahip olanlar değil, müşterisiyle en iyi ilişkiyi kuranlar oldu. Bunu hep aklınızın bir köşesinde tutun.

Naçizane fikirlerim bunlar. Umarım işinize yarar. Hepinize bol kazançlar dilerim.

Sıkça sorulan sorular

İnternet kafe ile e-spor merkezi arasındaki fark nedir?

İnternet kafe internete erişim satar, e-spor merkezi ise oyun deneyimi ve sosyal bir ortam sunar. Bugün müşteriler ikincisinin peşinde.

Az bilgisayarla kâr edebilir miyim?

Evet. Dolu çalışan az sayıda makine, yarı boş duran çok sayıda makineden daha sağlıklıdır. Önce mevcut kapasitenizi doldurun.

Bilgisayarlarım ne kadar güçlü olmalı?

Yeni çıkan oyunların rahat oynanabildiği seviyede. Donanımı zamanında yenilemezseniz müşteri daha iyi oynadığı yere gider.

Kafemi büyütmek için ne zaman makine eklemeliyim?

Müşteri talebi mevcut makinelerinizi zorlamaya başladığında. Talep yokken makine eklemek yalnızca gider yaratır.

Rakip kafelerle kendimi kıyaslamalı mıyım?

Birebir kıyaslamayın; her kafenin konumu ve müşterisi farklıdır. Ama rekabete her zaman hazır olun ve kendi müşterinizi tanıyın.

Kafenizi bir oyun merkezi gibi yönetin

HandyCafe, kafenizi e-spor ve oyun merkezine dönüştürmek için gereken yönetim araçlarını tek çatı altında toplar.